Çubuk Gölünden Kareler…

Geçtiğimiz haftasonu fotoğraf klübümüz Photofocus’un geleneksel gezilerinden birini yaptık. Bu kez Göynük ve Çubuk Gölü’ne gittik. Çubuk Gölü’nü hatırlarsınız diye tahmin ediyorum, eski değirmenler var kenarında. Sanırım bir dizi film için yapılmıştı. Ben de çeşitli fotoğrafçıların potföylerinde bu değirmenleri hep görür ve fotoğralamak isterdim. Hani herkesin portföyünde mutlaka olan lokasyonlar vardır ya…

Photofocus’un gezi programında da görünce bu fırsatı kaçırmadım tabii. Havanın soğukluğu gibi faktörleri ise anında göz ardı edebiliyorum konu fotoğraf çekmeye gelince. Fotoğraf tutkusu böyle bir şey herhalde ya da benimki öyle…

Hava durumu -50C (hissedilen -70C) sıcaklık gösteriyordu. Bu nedenle kayak yapmaya gider gibi termal içlik, kayak pantalonları, botlar, bereler, eldivenler giyinip sabahın erken saatlerinde yola koyulduk.

Göl buz tutmuştu, onun için hayal ettiğim yansımaları fotoğraflayamayacaktım ancak gökyüzünün berrak, temiz bir mavi rengi ve vazgeçilmez dekorum olan bulutları vardı. Ve tabii rüzgar…

 

 

 

 

 

 

Kısacası uzun pozlama fotoğrafları çekmek için zemin hazırdı. Hemen tripod kuruldu, filtreler çıktı ve hazırlıklar tamamlandı. Neyse ki bu kez filtrelerimi kırıp dökmedim. Değirmenleri, dağları ve etrafı hareket eden bulutlarla fotoğraf karelerime yansıtmaya başladım.

 

 

 

 

 

 

Filtreler, pozlama süresini uzatarak gündüz bulutların hareketini fotoğrafa yansıtabilmenizi sağlıyor. 10-stopluk bir ND filtre pozlama süresini yaklaşık bin katına çıkarıyor, yani 1/100sn’de çekeceğiniz bir kareyi 10 sn pozlayabiliyorsunuz. Ben süreyi daha da uzatmak için bir filtre daha ekledim ve yaklaşık üçbin katı kadar uzun bir pozlama süresi yakalayabildim. Böylece bulutların hareketi de kareye yansımış oldu.

Uzun pozlama fotoğrafların her birinin sadece çekim süresi en az bir dakika sürüyor. Kadrajı ayarlama gibi ön hazırlıkları da eklerseniz bir fotoğraf için en az birkaç dakikanız gidiyor. Bir ara etrafıma baktığımda buz tutmuş göl ve değirmenlerin kenarında neredeyse kimse kalmamıştı. Herkes üşümüş ve bir cafe’ye girmiş sıcak bir şeyler içiyordu anlaşılan. Ben daha çekmek istediklerimi bitiremediğim için soğuk, buz dinlemeden çekime devam ettim. Ta ki bulutlar hareket etmeyi bırakıp da yığılmış grimsi bulutlar haline gelene kadar. Onları ne kadar uzun süre pozlasanız da hareket etkisi pek oluşmuyor çünkü. Arkadaşlarımın yanına döndüğümde yüzüm epeyce uyuşmuştu, zor hissediyordum. Her zamanki gibi fotoğraf çekmeye doyamadığım için son dönen de ben olmuştum.

Son olarak da Göynük kulesinden altın saatlerde güneşin bulutlar eşliğinde dağlara vuruşunu, ışıkla oluşan katmanları fotoğrafladım.

Bu yazımın arasına da bu karelerden bazılarını serpiştirdim. Sizlerin de beğeneceğini umuyorum.

Yeni yazıma kadar sevgiyle kalın…

 

Yorumunuz:

%d blogcu bunu beğendi: